
Sabah erken saat. Pencerenin önünde duran yaşlı adam, çayın buharına bakarak hesap yapıyor. Masanın üzerinde bir kalem, buruşturulmuş bir fatura ve emekli maaşının yazılı olduğu banka dekontu… Rakamlar soğuk; ne hatır soruyorlar ne de hâl anlıyorlar. Hepsi yerli yerinde, ama hiçbir şey yetmiyor.
Emekliye yapılan zam da işte böyle: Yerli yerinde görünüyor, ama yetmiyor. Kâğıt üzerinde artmış gibi duran maaş, pazara inince eksiliyor; manava uğrayınca susuyor; kasabın önünde başını öne eğiyor. Bir ekmek daha az, bir domates daha pahalı… Zam dedikleri, cümle içinde kalmış bir kelime gibi; var ama anlamı yok.
Bu ülkede emekli olmak, artık dinlenmek demek değil. Emekli olmak, gün boyu yürüyerek ucuzunu aramak demek. Sabahın serinliğinde semt pazarına varıp akşamın karanlığında eve dönmek… Poşet hafif, omuz ağır. “Bugün de idare ederiz” cümlesi, evin duvarlarında yankılanıyor. İdare, yeni bir yaşam biçimi olmuş.
Yetkililer konuşuyor: Enflasyon, denge, bütçe disiplini… Kelimeler düzgün, cümleler temiz. Ama sokakta kelimeler değil, fiyatlar konuşuyor. Ve fiyatlar, emekliye bağırıyor. Bir ömür çalışmış, alın terini toprağa akıtmış insanların payına düşen; sabır ve suskunluk oluyor.
Emekli maaşına yapılan düşük zam, sadece bir ekonomik tercih değil; bir ruh hâlinin ifadesi. “Yetmesi gerek” denilen bir rakamın, yetmediğini bilerek verilmesi. Bu bilginin ağırlığı, asıl zamdır belki de: İnsan onurundan eksilen.
Bir bankta oturan emekli kadın, torunu için aldığı çikolatayı ikiye bölüyor. Yarımını cebine koyuyor, yarımını çocuğun avucuna bırakıyor. Gülümsüyor. Gülümseme de bölünüyor; yarısı yüzünde, yarısı yüreğinde kalıyor. İşte zam bu gülümsemenin yarısı kadar.
Bir ülkenin vicdanı, emeklisine bakarak ölçülür derler. Eğer doğruysa, aynaya bakma vaktidir. Çünkü aynada görünen; yoksulluğa alıştırılmış, kanaate mahkûm edilmiş, “şükret” kelimesiyle susturulmuş bir kalabalıktır.
Zam, rakam değildir. Zam, hayatı biraz olsun kolaylaştırmaktır. Bir ekmek daha, bir çorba daha, bir umut daha… Emekliye yapılan bu düşük zam, umudu da düşük tutuyor. Ve umut düşük olunca, memleket de boynunu büküyor.
İnsanlar açken büyük sözler işitmez. Emekli de açtır; cebinde değilse bile geleceğinde. Ve açlığın olduğu yerde, adaletin sesi kısık çıkar.




















Facebook Yorum
Yorum Yazın